Rüzgar Adası
13 Temmuz 2018 Cuma
Unutmak
İnsanın kalbi bir kere acıdı mı acımıyormuş bir daha, doğruymuş..
Zaman her acıyı hafifletiyor boğazındaki o düğümleri bir bir çözüyormuş.. Uykusuz gecelerde yorgun düşüp daldığında hani bir kalp çarpıntısıyla uyanırsın ya ansızın, saniyeni alır ya artık onsuz olduğunu hatırlaman..bir kez yaşadın mı bir kez daha yaşamıyormuşsun..
'Bu da geçer' demeyi öğreniyormuşsun, üstelik gerçekten geçeceğini bilerek.. İnsanlar şaşırtmıyormuş seni artık, verilen sözlerden dönülebileceğini biliyormuşsun.. Çok sevenin yarın unutacağını, sensiz yaşayamayanın yoluna devam edeceğini..
Bir sızı kalsa da acın geçiyormuş.. Gözlerin dolsa da ağlamıyormuşsun..
Affetmesen de unutuyormuşsun..
14/09/2011
11 Temmuz 2018 Çarşamba
4 Mevsim Aşk
Bugün bahar.. yokluğunun ilk günü ama her yerde herşeydesin.. Yastık sen kokuyor havlu sen; su içtiğin bardakta dudaklarının tadı; koltukta senin izin; evde sen...
bugün bahar.. her yerde sen varsın...
Bugün yaz.. yokluğunun bilmem kaçıncı günü.. Iş çıkışı eve giriyorum alışmışım yalnızlığa.. Soyunup dökünüyorum üstümü değiştirmek için, dolabımı açtığımda gömleğin asılı, gülümsüyor bana gülümsüyorum..alıyorum elime sen kokuyor hala, evimde tek sen kokan eşya..bugün yaz.. Kavurucu sıcakta ansızın yağıp geçen yağmur gibi anlık sevinç yaratıyorsun dolabımda unuttuğun gömleğinle..
Bugün sonbahar.. Yastık kılıfı değişmiş kaç kere..havlu yıkanmış..su içtiğin bardağı kaç kez başkaları kullanmış..koltukta evde hep benim izlerim.. artık her yerde ben varım, sen yoksun.. bugün sonbahar.. nasıl düştükçe yapraklar hüzün dolarsa, kaybolan izlerinle keder çöküyor yüreğime..
Bugün kış.. Dışarda fırtına kopuyor yağmur deli gibi yağmakta.. Bir rüzgar başlıyor ki savuruyor kendini oradan oraya tıpkı diyorum Bozcaada.. Aahhh Bozcaada.. Sen.. Bir kare beliriyor gözümde, sonra sözlerin kulaklarımda.. gülümsüyorum.. ge
3 Ağustos 2014 Pazar
Bozcaada' da Ne Yapılır? Nerede kalınır, ne yenir, ne içilir?
Ada'ma gitmeye başlayalı yani bir Ada'lı olalı :) baharda başlar bu sorular bana gelmeye..ben de hiç üşenmeden yazarım anlatırım da.. sonra dedim ki sevdiğim ne varsa bloğuma yazayım: söz uçar yazı kalır ;)
Bozcaada'da ne yapılmaz ki... En basitinden yaşanır! Fakat Nazım'ın dediği gibi "Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın."
Geyikli'ye vardığınızda daha başlarsınız yaşadığınızı hissetmeye; damarlarınızda oksijeni, yüzünüzde poyrazı hissedersiniz... Ada feribotunda geçen 30 dakika beni İstanbul'dan, trafikten, kaostan, koşturmadan, yetişme telaşından uzaklaştırır. Zamanın yavaş yavaş, ağır ağır aktığı, an'ların doyasıya yaşanacağı "Bozcaada" boyutuna geçerim.
Sokak sokak gezin Ada'yı; arnavut kaldırımları, renk cümbüşü evleri, otelleri, çiçekleri, kekik kokusu, iğde kokusu, rüzgarın esintisi hayat katacak size emin olun.
Fakat denize nerede girerseniz girin denizi berrak, ışıl ışıl ve tertemizdir, keyif verir.
Bozcaada'da ne yapılmaz ki... En basitinden yaşanır! Fakat Nazım'ın dediği gibi "Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın."
Geyikli'ye vardığınızda daha başlarsınız yaşadığınızı hissetmeye; damarlarınızda oksijeni, yüzünüzde poyrazı hissedersiniz... Ada feribotunda geçen 30 dakika beni İstanbul'dan, trafikten, kaostan, koşturmadan, yetişme telaşından uzaklaştırır. Zamanın yavaş yavaş, ağır ağır aktığı, an'ların doyasıya yaşanacağı "Bozcaada" boyutuna geçerim.
Sokak sokak gezin Ada'yı; arnavut kaldırımları, renk cümbüşü evleri, otelleri, çiçekleri, kekik kokusu, iğde kokusu, rüzgarın esintisi hayat katacak size emin olun.
Adanın batı ucunda bulunan Polente Feneri' nde gün batımını izleyin,
şarap eşliğinde. Arabalıysanız araçla gidebilirsiniz.
Araçsızsanız merkezden kalkan Gün Batımı Minibüsleri var, onlarla gidin. Önce büyük bir ada turu attırır, yolda reçel tattırır, Akvaryum Koyu' nda güzelim bir manzaraya karşı fotoğraf çektirir ve gün batımı için Batı Burnuna gider.
Adada gece hayatı yok, şükürler olsun ki :) Merkezde Polente Bar var orada güzel müzikler
çalar elinizde içkinizle sokakta hem müzik dinler hem dans eder hem de sohbet edersiniz. Arka denizde yani Bozcaada Kalesinin hemen arkasında Fuska
Bar var; aynı eğlenceyi deniz ve kale manzarasına karşı gerçekleştirebilirsiniz.
Denize adanın her koyundan girilebilir fakat hangi koyda gireceğinize esen rüzgar karar verir. Poyraz esiyorsa güneyden, Lodos esiyorsa kuzeyden girerseniz deniz sakin ve dalgasız olur. Adada genellikle Poyraz hüküm sürdüğünden, tesisi bulunduğu ve minibüsle ulaşım kolay olduğundan en çok Ayazma Plajı tercih edilir. Lodos
esiyorsa Tuzburnu, Poyraz limanı ve Çayır' dan girilir.
Arabalıysanız
koy koy gezin derim arabanın girdiği her koya, benim favorim Beylik Koyu.
Ayazma Plajı dışında hem minibüsle gidilebilen hem de tesisi bulunan diğer plaj Habbele'dir. Tesisin bulunmadığı, müdavimleri çok, minibüsle belli saatlerde gidebileceğiniz bir de Akvaryum Koyu var.Fakat denize nerede girerseniz girin denizi berrak, ışıl ışıl ve tertemizdir, keyif verir.
Yeme içmeye gelince, balık yiyecekseniz muhakkak pazarlığınızı yapın öncesinde. Bence adanın kültürü rakı&mezedir (ya da tercihe göre şarap). Rum mahallesinde Restoranlar
sokağı var ben en çok orayı seviyorum. Burayı Restoranlar sokağı yapan Lodos' tur. Belli bir süre için ara verdi Türkan Abla ve Nejat Abi fakat Lodos müdavimleri Türkan Abla'nın bloğunu takip edebilir.
Hafta sonuna denk geliyorsanız beğendiğiniz restoranda rezervasyonunuzu yaptırın muhakkak yoksa açıkta kalabilirsiniz. Her restoranın kendine özgü mezeleri, öne çıkan lezzetleri var elbette. Ve hemen hemen hepsini önerebilirim. Kimisi biraz daha pahalıdır kimisi daha uygun.
Hafta sonuna denk geliyorsanız beğendiğiniz restoranda rezervasyonunuzu yaptırın muhakkak yoksa açıkta kalabilirsiniz. Her restoranın kendine özgü mezeleri, öne çıkan lezzetleri var elbette. Ve hemen hemen hepsini önerebilirim. Kimisi biraz daha pahalıdır kimisi daha uygun.
Fakat yeme içme işi biraz da keyif işi, kendini evinde hissetme, bulunduğun mekanda mutlu ve rahat olma işi olduğundan, Tahir Abi'min (Güverte Retoran) muhabbeti, hikayeleri olmadan yediğim yemekten keyif almam ben :) Ahmet Abi'nin, Cengiz Abi'nin (Sandal Restoran) takılmaları, esprileri, geceye doğru restoran boşalırken masamızda bize eşlik etmeleri olmadan yediğimden bir şey anlamam.
Herkesin damak zevki farklı fakat madem benim bloğum Ada’m Restoranı ve Asmalı Meyhane'yi de tavsiye ederim.
Bu sokak dışında liman tarafında ve arka denizde yan yana sıralı, deniz manzaralı restoranlar var tercihinizi onlardan yana da kullanabilirsiniz. Martı Restoran, Cabalı Meyhane, Mor Meyhane, Asma6, Koreli bunlardan birkaçı.
Her akşam buralarda yemek bütçemi aşar derseniz sulu yemek yiyebileceğiniz Şükrü'nün Yeri, Hafız'ın Yeri ve Güveç var. Bir de 70'lik Lütfü Amca'min Köfteci Dükkanı :)
Eğer
arabayla gidiyorsanız Adanın arkasında Amerikan Çeşme tarafında Maya' ya uğramadan dönmeyin. Selçuk Bey'in A’dan
Z’ye herşeyi kendi yaptığı bir sofrada (peynir, ev şarabı,
zeytinyağlılar, ara sıcaklar, sunulan her yemek kendisine ait) alacağınız keyif tekrar Ada'ya dönmeniz için tek sebep bile olabilir. Sınırlı sayıda konuk kabul edebildiğinden rezervasyon şart.
Benzinliğin orda Tayyare Pizza'da uçak koltukları üzerinde pizza yiyin ve üzerine sufle. İddia ediyorum İtalya’dakiler kadar lezzetli.
Leziz kurabiyeler ve dondurma için durağınız Çiçek Pastanesi ve Veli Dede olsun.
Leziz kurabiyeler ve dondurma için durağınız Çiçek Pastanesi ve Veli Dede olsun.
Konaklamada durum bütçenize bağlı, oda fiyatları 150 TL'den başlıyor. 5 yıldızlı otel konforu beklemeyeceksiniz. Ama çoğu konsept, temiz ve kahvaltı sunan Konuk Evleri, butik oteller var. Bunlar dışında Çiftlik tarzı konaklama, çadır kurma ve tatil köyü alternatifleri bile var.
Benim önerilerim; Sakin Ev, Adahan Otel, İlyada Otel, Tekin Otel, Aliki, Rengigül.
Bozcaada Kalesi' ne çıkın, Bozcaada Müzeyi muhakkak görün. Adadaki tek
Kilise' ye gidin (her zaman açık değil ama çan sesini duyarsanız girin görün
derim). Ayazma Plajına giderken yol üzerinde Ayazma Manastırı' na uğrayın. Merkezde Çınaraltı’nda kahve-likör keyfi
yapın. ÜÇmüz antikacı dükkanında geçmişi anın. Rengigül Sanat Galerisi, Resim Evi ve Bozcaada Sanat Galerisi' ni ziyaret edin;
adaya ait kitaplar, adalı ve adaya gönül vermiş sanatçıların eserlerini bulacaksınız. Türk Mahallesi' nde bulunan Ada
Kitapçısı' ndan bir kitap alın. Tam merkezde 3 ay
boyunca kurulu duran Kitap Fuarı' nı dolaşın. Ada köpeği Pakize ile tanışın (ünü ada sınırlarını aşmıştır, araştırın derim) ve Pakize'nin arkadaşlarından birisi de siz olun. İnanın Ada'ya tekrar geldiğinizde o heyecan ve neşeli tavrıyla sizi karşıladı mı eski dostunuzu görmekten büyük mutluluk duyacaksınız. Ada kedileri sakin ve uysaldır çünkü onlar da Adalılar. Yavrularını sevdiğiniz için anne kedi size ne tıslayacaktır ne de saldırıya geçecektir. Onlarla dost olun, su verin, yemeğinizi paylaşın.
Dükkanları, tezgahları zaten gezersiniz ama Kilisenin
üst sokağında bulunan “Masal” ve “Şarap Takıları” dükkanlarını görmeden gelmeyin.
Kahvaltısı, kahvaltı sofrası ve reçelleri ile ünlü Rengigül Konuk Evi var (aslında konuk evi ve kendi
misafirlerine kahvaltı veriyor doğal olarak fakat rezervasyonla o saklı bahçede siz de kahvaltı sofrasına katılabiliyorsunuz).
30 çeşide yakın reçel yapıyor Özcan Hn ne yok ki aralarında domates,
biber, nane, lavanta, iğde, karpuz reçeli... Altın yaşlarında, uzun yıllar Almanya'da yaşamış bir hanımefendi Özcan Hn. Adadaki ilk Sanat Galerisini açmış, birçok ilke öncülük etmiş. Her sabah 6:00' da kalkar denize girer 8:00 gibi gelir ve misafirleriyle ilgilenmeye
başlar. Gece geç saatlere kadar merkez, pazar, bağ evi her yerde görebilirsiniz O'nu, enerjisine şaşıp kalacaksınız.
Merkezde okulun karşısında Salto Reçelleri var. Ve o dükkandan arkadaşım Burcu sorumlu :) Kurumsal hayata "yeter" diyip adaya yerleşenlerden, benim gibi bir İK'cıyken :) Reçelleri ondan alın.
Salto’lar Adanın yerli Rum ailelerinden, reçelleri kendileri yapıyorlar.
Şaraba gelince... Talay, Çamlıbağ, Corvus, Ataol, Güler Ada hepsi de adalı şarap üreticileri. Eskiden tadım yapılırdı artık yasak :(
Nasıl bir şey sevdiğinizi söyleyin yardımcı oluyorlar. Ben ada üzümlerinden yapılan şarapları almanızı öneririm ;) Karasakız, Kuntra, Karalahna, Vasilaki... Hepsi birbirinden lezzetli.
Son söz; bayram zamanı gitmeyin tad alamazsınız. Plan, program yapmayın adada hayat yavaş, İstanbul aceleciliğini bırakın Geyikli'de kalsın. Burcu'yla bir sabah kahvemizi yudumlarken akşam ne yapacağımızı konuşuyorduk. Özcan Kaptan döndü bize "akşam mı? ohooo akşama daha çoook var" dedi. Yapılacak çok şey, görülecek çok yer var; kalanını siz keşfedin bana anlatın.
Adanın haritası, Ersin Abi'den gelsin ;)
İyi tatiller,
Etiketler:
Akvaryum Koyu,
Ayazma Koyu,
Ayazma Plajı,
Beylik Koyu,
Bozcaada,
Bozcaada Kalesi,
Bozcaada Müzesi,
Bozcaada' da ne yapılır,
Bozcaada' da ne yenir,
Bozcaada' da nerede konaklanır,
Polente
30 Nisan 2014 Çarşamba
Bozcaada / 13.07.2011
Yine burdayım, huzuru hissettiğim tek yerde.. Deniz ve kekik kokusu başımı döndüren; içtikçe içesin gelen şarapları değil..
Yakıcı güneşin sıcaklığını alan poyrazı altında atıyorum kendimi buz gibi serin denizine.. Ne çok beklemişim ne çok özlemişim ışıltılı, yumuşacık kumlu denizini..
Ve bir ritüeli gerçekleştirmek üzere Vahit' in Yeri' nde midye dolma yiyorum..
Limana doğru yürüyorum selamlaşıyoruz minibüsçülerle.. "geçen sene de geldin di mi abla" diyor, "evet" diyorum, gülümsüyorum.. "Ahmet nerde?" diyorum, "Ayazma'dan dönüyor" diyor. Ahmet, gün batımı turuna katıldığım Adalı çocuk, şimdiyse Ada arkadaşım daimi dostum.. Ne hikayeler anlatmıştı adaya dair, ada turu boyunca..
Gözlerimi kapatıyorum rüzgargüllerinin uğultusu var sadece..
Huzur dolu sessizlik ve gün batarken geçen bir gemi..uçsuz bucaksız deniz.. Polente Feneri' nin altında uzanan uçurum.. Huzur.
Akşam Sandal'dayız yine Ahmet Abi' nin yerinde.. Cengiz Abi' ye sipariş veriyorum "kalamar tava" diyor senin sevdigin, "kalamar ızgara" değil :) Bir de ege salatası ve tereyağında karides yazıyor.. Hatırlıyor diye mutlu oluyorum. Evimdeyim sanki..
Rengigül' de kahvaltıdayız, nane reçeli, karpuz reçeli, elmalı levanta reçeli, iğde reçeli.. "hoş geldin, 2 hafta önce de burdaydın değil mi?" diyor Özcan hn. " Unutturmamak icin yüzünü her ay gel e mi?" "Geleceğim" diyorum, söz veriyorum.
Limana doğru yürüyorum, kale ışıl ışıl. Herkes açmış tezgahlarını, kıştan hazırladıkları el emekleri sergide.
Yürüyorum, tezgahların arasında Ada Kargası' nda yeni ürünler var.. Hediyeler alıyorum birkaç parça, "daimi müşterimizsin" diyor Hakan..
Gülümsüyorum.
Ada'ya gelip de Lütfü Usta'nın sohbetinden ve köftelerinden geçmeden olmaz..
Tatlı tatlı anlatıyor yine, her zamanki gibi gösteriyor domatesin, biberin, soğanın yerini. Ocağın nereden açıldığını da söyledikten sonra, "dükkan senin geç başına pişir köfteni" diyor :) "Birkaç köfte fazla koy" diyor sessizce, birilerinden gizli bir şey yapıyormuşuz gibi.
Sevgi Abla' da çay
içme vakti.. Adahan, ilk göz ağrım.. Kalmasam da onda her zamanki
güleryüzüyle karşılıyor beni.. Konuşuyoruz ordan burdan.. Capcanlı,
enerji saçıyor.. Torunu Ada' yla şakalaşıyor.. "Iyi görünüyorsun Sevgi Abla" diyorum; "Tanrılar, insanları uzun ömürlü olsunlar diye Bozcaada' yı
yaratmış" diyor..
26 Nisan 2014 Cumartesi
Babam (13.02.1951-13.03.2014)
Belgesel izlemeyi çok severdi bir de Kemal Sunal, Şener Şen filmlerini. Ne sıkılırdım tekrar tekrar aynı şeyleri izlemesinden.. Oysa şimdi televizyonda ne zaman yayınlansalar gözüm dolu dolu bana O'nu hatırlatıyor.
Türk Sanat Müziği'ni ve Halk Müziği' ni severdi. Fakat benimle izlediği magazin programları sayesinde yeni çıkan albümler, şarkıcılar hatta kim kiminle, kim kimin nesi her şeyi bilirdi.
Ortaokul, lise dönemimde velimdi. Arkadaşlarım da öğretmenlerim de O'nu çok severdi. Esprileri ve anlattığı hikayelerle herkesi gülmekten kırar geçerdi. Okulumla hastanesi yakın olduğu için sık sık çıkışta O'na giderdim, O'nunla birlikte vapurla dönmeyi çok severdim. Her çocuğa sordukları gibi bana da sorduklarında anneni mi babanı mı daha çok seviyorsun diye "kızım en çok babasını sever" derdi.
Fazla imkanı olmayan hastalarına karşılıksız bakardı, Dünya'da paradan puldan daha önemli şeyler olduğunu o yaşlarda öğrendim. Küçük yaşta çeyizim için yapılan danteller, örtüler, banyo bezleri oldu. Teyzeler, amcalar minnetlerini bu şekilde gösteriyordu.
Sürekli maç izlenirdi bizim evde. Ne çok sıkılırdım, kızardım. Maç izlerken yanında top patlasa duymazdı öyle bir konsantrasyonla izlerdi. Benim için hangi forma güzelse o takımı tuttuğum yıllar...
sonra aldı beni kardeşimle Ali Sami Yen' e götürdü. Futbol, yenilsek de yensek de taraftarı olmak, takımla üzülüp takımla sevinmek, Galatasaray aşkı anlam kazandı. Ortaokulda artık maçları birlikte izliyor totem yapıyor futbol sohbeti ediyorduk. Şampiyonlar ligine girdiğimiz yıllar, okuldaki yakın arkadaşlarım da GS'li, sesimiz kısılıncaya kadar bağırıp tezahürat ediyoruz okulu stada çeviriyoruz Müzik Öğretmenimiz Pergolizzi'den azarı işitiyoruz.. öyle fanatiğim artık!
Her Pazar sabahı kahvaltı birlikte yapılmalıydı; menemen, sahanda yumurta mahiretli ellerinden çıkardı. Akşam yemekleri sonrası nar tane tane ayıklanır diğer meyveler illa ki soyulur kardeşime ve bana ayrı tabaklarda hazırlanırdı. Ben yemek sonrası meyve yiyemediğimi ritüel gibi tekrarlar o her yemek sonrası elinde hazırladığı meyve tabağıyla odama gelirdi. Her mevsim, mevsimin meyvesi neyse ilk O'nun ellerinden yerdim. Hele çilek ve can erik çıktı mı hemen alır, kızıma aldım diye gelirdi.
Söze "Ceren'ciğim...." diye başlıyorsa şöyle bir toparlanır ciddi bir konu konuşulacağı uyarısını alırdım. Çünkü ben O'nun her zaman "Tonti'si, Yavrusu, Kıziko"suydum. Ne kadar alıştırmış ki beni buna, arkadaşlarım, sevdiğim ismimle hitap edince bozuluyorum. İlla lakap kullansınlar diye bekliyorum.
Bir 3 ay küs kaldık, aynı şehirde ayrı eve çıkmak da neymiş! 3 ay sonra barıştık. Annemle birlikte evime kahvaltıya geldi. Gururluydu; kızını iş güç sahibi, ayaklarının üzerinde görmekten çok mutluydu. Bunları söylerken gözleri dolu dolu, birkaç yaş akıverdi. Bir babaannesinin vefatında ağlarken görmüştüm şaşırdım kaldım. Annemin gözleri dolduğunda O'na takılan adam yaşlanıyor duygulanıyordu demek...
Ve artık kızı büyüdü maça götürecek O'nu. "Telekom Arena'yı görmedim, bir maça gidelim" dedi; Galatasaray-Manchester United maçına gideceğiz. Koah, solunum yetmezliği izin vermedi 10 adımda bir durup dinleniyor. Gittik evimde izledik maçı, evime misafir oldu. Tüm gece soluğunu kontrol ettiğim ilk gece oldu.
Kendisine hiç bakmamıştı Doktor olmasına rağmen. Rahatsızlıkları çıktı ardı arkasına. 6,5 ay hastanede yattı ve sağlıklı bir şekilde düğünümde yanımdaydı.
Son olarak doğum günümü kutladık beraber; annem, kardeşim, Çaça'm ve O.
Havalar daha sıcak, O'na iyi gelir diye memlekete gitti 3 aydır oradaydı.
Anjiyoya girdi tansiyonu yükseldi. Yoğun bakıma aldılar ve bir daha çıkamadı. Son görüşüm, gözleri kapalı su döktüğüm o an!
Hep yanında olduğumu bilsin diye fotoğrafımı koydum kefeninin üzerine.
Babam..
Varlık sebebim, gücüm, dayanağım..
Sensiz hiç kalmadım ki, yokluğunu bilmedim ki alışayım. Hava, su neyse sen de oydun benim için.
Çokça güldüğüm, ara sıra çatıştığım ve hep danıştığım; varlığını bilmekle güç aldığım.
Yokluğunu kabullenmek zor, yokluğunu hissetmek eksik kalmak, boğazında bir yumruyla yaşamak demek.
Acıyor ama insan acıyla yaşamaya alışıyor diyorlar.
Türk Sanat Müziği'ni ve Halk Müziği' ni severdi. Fakat benimle izlediği magazin programları sayesinde yeni çıkan albümler, şarkıcılar hatta kim kiminle, kim kimin nesi her şeyi bilirdi.
Ortaokul, lise dönemimde velimdi. Arkadaşlarım da öğretmenlerim de O'nu çok severdi. Esprileri ve anlattığı hikayelerle herkesi gülmekten kırar geçerdi. Okulumla hastanesi yakın olduğu için sık sık çıkışta O'na giderdim, O'nunla birlikte vapurla dönmeyi çok severdim. Her çocuğa sordukları gibi bana da sorduklarında anneni mi babanı mı daha çok seviyorsun diye "kızım en çok babasını sever" derdi.
Fazla imkanı olmayan hastalarına karşılıksız bakardı, Dünya'da paradan puldan daha önemli şeyler olduğunu o yaşlarda öğrendim. Küçük yaşta çeyizim için yapılan danteller, örtüler, banyo bezleri oldu. Teyzeler, amcalar minnetlerini bu şekilde gösteriyordu.
Sürekli maç izlenirdi bizim evde. Ne çok sıkılırdım, kızardım. Maç izlerken yanında top patlasa duymazdı öyle bir konsantrasyonla izlerdi. Benim için hangi forma güzelse o takımı tuttuğum yıllar...
sonra aldı beni kardeşimle Ali Sami Yen' e götürdü. Futbol, yenilsek de yensek de taraftarı olmak, takımla üzülüp takımla sevinmek, Galatasaray aşkı anlam kazandı. Ortaokulda artık maçları birlikte izliyor totem yapıyor futbol sohbeti ediyorduk. Şampiyonlar ligine girdiğimiz yıllar, okuldaki yakın arkadaşlarım da GS'li, sesimiz kısılıncaya kadar bağırıp tezahürat ediyoruz okulu stada çeviriyoruz Müzik Öğretmenimiz Pergolizzi'den azarı işitiyoruz.. öyle fanatiğim artık!
Her Pazar sabahı kahvaltı birlikte yapılmalıydı; menemen, sahanda yumurta mahiretli ellerinden çıkardı. Akşam yemekleri sonrası nar tane tane ayıklanır diğer meyveler illa ki soyulur kardeşime ve bana ayrı tabaklarda hazırlanırdı. Ben yemek sonrası meyve yiyemediğimi ritüel gibi tekrarlar o her yemek sonrası elinde hazırladığı meyve tabağıyla odama gelirdi. Her mevsim, mevsimin meyvesi neyse ilk O'nun ellerinden yerdim. Hele çilek ve can erik çıktı mı hemen alır, kızıma aldım diye gelirdi.
Söze "Ceren'ciğim...." diye başlıyorsa şöyle bir toparlanır ciddi bir konu konuşulacağı uyarısını alırdım. Çünkü ben O'nun her zaman "Tonti'si, Yavrusu, Kıziko"suydum. Ne kadar alıştırmış ki beni buna, arkadaşlarım, sevdiğim ismimle hitap edince bozuluyorum. İlla lakap kullansınlar diye bekliyorum.
Bir 3 ay küs kaldık, aynı şehirde ayrı eve çıkmak da neymiş! 3 ay sonra barıştık. Annemle birlikte evime kahvaltıya geldi. Gururluydu; kızını iş güç sahibi, ayaklarının üzerinde görmekten çok mutluydu. Bunları söylerken gözleri dolu dolu, birkaç yaş akıverdi. Bir babaannesinin vefatında ağlarken görmüştüm şaşırdım kaldım. Annemin gözleri dolduğunda O'na takılan adam yaşlanıyor duygulanıyordu demek...
Ve artık kızı büyüdü maça götürecek O'nu. "Telekom Arena'yı görmedim, bir maça gidelim" dedi; Galatasaray-Manchester United maçına gideceğiz. Koah, solunum yetmezliği izin vermedi 10 adımda bir durup dinleniyor. Gittik evimde izledik maçı, evime misafir oldu. Tüm gece soluğunu kontrol ettiğim ilk gece oldu.
Kendisine hiç bakmamıştı Doktor olmasına rağmen. Rahatsızlıkları çıktı ardı arkasına. 6,5 ay hastanede yattı ve sağlıklı bir şekilde düğünümde yanımdaydı.
Son olarak doğum günümü kutladık beraber; annem, kardeşim, Çaça'm ve O.
Havalar daha sıcak, O'na iyi gelir diye memlekete gitti 3 aydır oradaydı.
Anjiyoya girdi tansiyonu yükseldi. Yoğun bakıma aldılar ve bir daha çıkamadı. Son görüşüm, gözleri kapalı su döktüğüm o an!
Hep yanında olduğumu bilsin diye fotoğrafımı koydum kefeninin üzerine.
Babam..
Varlık sebebim, gücüm, dayanağım..
Sensiz hiç kalmadım ki, yokluğunu bilmedim ki alışayım. Hava, su neyse sen de oydun benim için.
Çokça güldüğüm, ara sıra çatıştığım ve hep danıştığım; varlığını bilmekle güç aldığım.
Yokluğunu kabullenmek zor, yokluğunu hissetmek eksik kalmak, boğazında bir yumruyla yaşamak demek.
Acıyor ama insan acıyla yaşamaya alışıyor diyorlar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















