30 Nisan 2014 Çarşamba

Bozcaada / 13.07.2011


 
Yine burdayım, huzuru hissettiğim tek yerde.. Deniz ve kekik kokusu başımı döndüren; içtikçe içesin gelen şarapları değil.. 



Yakıcı güneşin sıcaklığını alan poyrazı altında atıyorum kendimi buz gibi serin denizine.. Ne çok beklemişim ne çok özlemişim ışıltılı, yumuşacık kumlu denizini..


 


Ve bir ritüeli gerçekleştirmek üzere Vahit' in Yeri' nde midye dolma yiyorum.. 





  
 

Merkeze geldiğimde ilk iş, Çınaraltı'nda likörle kahvemi yudumlamak!





Limana doğru yürüyorum selamlaşıyoruz minibüsçülerle.. "geçen sene de geldin di mi abla" diyor, "evet" diyorum, gülümsüyorum.. "Ahmet nerde?" diyorum, "Ayazma'dan dönüyor" diyor. Ahmet, gün batımı turuna katıldığım Adalı çocuk, şimdiyse Ada arkadaşım daimi dostum.. Ne hikayeler anlatmıştı adaya dair, ada turu boyunca..

Gözlerimi kapatıyorum rüzgargüllerinin uğultusu var sadece.. 



Huzur dolu sessizlik ve gün batarken geçen bir gemi..uçsuz bucaksız deniz.. Polente Feneri' nin altında uzanan uçurum.. Huzur. 



Akşam Sandal'dayız yine Ahmet Abi' nin yerinde.. Cengiz Abi' ye sipariş veriyorum "kalamar tava" diyor senin sevdigin, "kalamar ızgara" değil :) Bir de ege salatası ve tereyağında karides yazıyor.. Hatırlıyor diye mutlu oluyorum. Evimdeyim sanki.. 

 











Rengigül' de kahvaltıdayız, nane reçeli, karpuz reçeli, elmalı levanta reçeli, iğde reçeli.. "hoş geldin, 2 hafta önce de burdaydın değil mi?" diyor Özcan hn. " Unutturmamak icin yüzünü her ay gel e mi?" "Geleceğim" diyorum, söz veriyorum. 







 3 yıldır her sene geliyorum; huzur, mutluluk, dinginlik hissettiğim, sokaklarında dolaştıkça tazelendiğim, bana enerji veren Ada' ma. Bir tek Deniz' in güzel muhabbeti eksik bir de Murat' ın asma yaprağında özel spesiyali. Hafif rüzgar başlıyor, Bozcaada' da olduğunu hissettiren..
Limana doğru yürüyorum, kale ışıl ışıl. Herkes açmış tezgahlarını, kıştan hazırladıkları el emekleri sergide.



 


Yürüyorum, tezgahların arasında Ada Kargası' nda yeni ürünler var.. Hediyeler alıyorum birkaç parça, "daimi müşterimizsin" diyor Hakan.. 
Gülümsüyorum. 





Ada'ya gelip de Lütfü Usta'nın sohbetinden ve köftelerinden geçmeden olmaz..
Tatlı tatlı anlatıyor yine, her zamanki gibi gösteriyor domatesin, biberin, soğanın yerini. Ocağın nereden açıldığını da söyledikten sonra, "dükkan senin geç başına pişir köfteni" diyor :) "Birkaç köfte fazla koy" diyor sessizce, birilerinden gizli bir şey yapıyormuşuz gibi. 

Sevgi Abla' da çay içme vakti.. Adahan, ilk göz ağrım.. Kalmasam da onda her zamanki güleryüzüyle karşılıyor beni.. Konuşuyoruz ordan burdan.. Capcanlı, enerji saçıyor.. Torunu Ada' yla şakalaşıyor.. "Iyi görünüyorsun Sevgi Abla" diyorum; "Tanrılar, insanları uzun ömürlü olsunlar diye Bozcaada' yı yaratmış" diyor..

26 Nisan 2014 Cumartesi

Babam (13.02.1951-13.03.2014)

Belgesel izlemeyi çok severdi bir de Kemal Sunal, Şener Şen filmlerini. Ne sıkılırdım tekrar tekrar aynı şeyleri izlemesinden.. Oysa şimdi televizyonda ne zaman yayınlansalar gözüm dolu dolu bana O'nu hatırlatıyor.
Türk Sanat Müziği'ni ve Halk Müziği' ni severdi. Fakat benimle izlediği magazin programları sayesinde yeni çıkan albümler, şarkıcılar hatta kim kiminle, kim kimin nesi her şeyi bilirdi. 
Ortaokul, lise dönemimde velimdi. Arkadaşlarım da öğretmenlerim de O'nu çok severdi. Esprileri ve anlattığı hikayelerle herkesi gülmekten kırar geçerdi. Okulumla hastanesi yakın olduğu için sık sık çıkışta O'na giderdim, O'nunla birlikte vapurla dönmeyi çok severdim. Her çocuğa sordukları gibi bana da sorduklarında anneni mi babanı mı daha çok seviyorsun diye "kızım en çok babasını sever" derdi.
Fazla imkanı olmayan hastalarına karşılıksız bakardı, Dünya'da paradan puldan daha önemli şeyler olduğunu o yaşlarda öğrendim. Küçük yaşta çeyizim için yapılan danteller, örtüler, banyo bezleri oldu. Teyzeler, amcalar minnetlerini bu şekilde gösteriyordu.
Sürekli maç izlenirdi bizim evde. Ne çok sıkılırdım, kızardım. Maç izlerken yanında top patlasa duymazdı öyle bir konsantrasyonla izlerdi. Benim için hangi forma güzelse o takımı tuttuğum yıllar...
sonra aldı beni kardeşimle Ali Sami Yen' e götürdü. Futbol, yenilsek de yensek de taraftarı olmak, takımla üzülüp takımla sevinmek, Galatasaray aşkı anlam kazandı. Ortaokulda artık maçları birlikte izliyor totem yapıyor futbol sohbeti ediyorduk. Şampiyonlar ligine girdiğimiz yıllar, okuldaki yakın arkadaşlarım da GS'li, sesimiz kısılıncaya kadar bağırıp tezahürat ediyoruz okulu stada çeviriyoruz Müzik Öğretmenimiz Pergolizzi'den azarı işitiyoruz.. öyle fanatiğim artık!
Her Pazar sabahı kahvaltı birlikte yapılmalıydı; menemen, sahanda yumurta mahiretli ellerinden çıkardı. Akşam yemekleri sonrası nar tane tane ayıklanır diğer meyveler illa ki soyulur kardeşime ve bana ayrı tabaklarda hazırlanırdı. Ben yemek sonrası meyve yiyemediğimi ritüel gibi tekrarlar o her yemek sonrası elinde hazırladığı meyve tabağıyla odama gelirdi. Her mevsim, mevsimin meyvesi neyse ilk O'nun ellerinden yerdim. Hele çilek ve can erik çıktı mı hemen alır, kızıma aldım diye gelirdi.
Söze "Ceren'ciğim...." diye başlıyorsa şöyle bir toparlanır ciddi bir konu konuşulacağı uyarısını alırdım. Çünkü ben O'nun her zaman "Tonti'si, Yavrusu, Kıziko"suydum. Ne kadar alıştırmış ki beni buna, arkadaşlarım, sevdiğim ismimle hitap edince bozuluyorum. İlla lakap kullansınlar diye bekliyorum.
Bir 3 ay küs kaldık, aynı şehirde ayrı eve çıkmak da neymiş! 3 ay sonra barıştık. Annemle birlikte evime kahvaltıya geldi. Gururluydu; kızını iş güç sahibi, ayaklarının üzerinde görmekten çok mutluydu. Bunları söylerken gözleri dolu dolu, birkaç yaş akıverdi. Bir babaannesinin vefatında ağlarken görmüştüm şaşırdım kaldım. Annemin gözleri dolduğunda O'na takılan adam yaşlanıyor duygulanıyordu demek...
Ve artık kızı büyüdü maça götürecek O'nu. "Telekom Arena'yı görmedim, bir maça gidelim" dedi; Galatasaray-Manchester United maçına gideceğiz. Koah, solunum yetmezliği izin vermedi 10 adımda bir durup dinleniyor. Gittik evimde izledik maçı, evime misafir oldu. Tüm gece soluğunu kontrol ettiğim ilk gece oldu.
Kendisine hiç bakmamıştı Doktor olmasına rağmen. Rahatsızlıkları çıktı ardı arkasına. 6,5 ay hastanede yattı ve sağlıklı bir şekilde düğünümde yanımdaydı.
Son olarak doğum günümü kutladık beraber; annem, kardeşim, Çaça'm ve O.
Havalar daha sıcak, O'na iyi gelir diye memlekete gitti 3 aydır oradaydı.
Anjiyoya girdi tansiyonu yükseldi. Yoğun bakıma aldılar ve bir daha çıkamadı. Son görüşüm, gözleri kapalı su döktüğüm o an!
Hep yanında olduğumu bilsin diye fotoğrafımı koydum kefeninin üzerine.
Babam..
Varlık sebebim, gücüm, dayanağım..
Sensiz hiç kalmadım ki, yokluğunu bilmedim ki alışayım. Hava, su neyse sen de oydun benim için.
Çokça güldüğüm, ara sıra çatıştığım ve hep danıştığım; varlığını bilmekle güç aldığım.
Yokluğunu kabullenmek zor, yokluğunu hissetmek eksik kalmak, boğazında bir yumruyla yaşamak demek.
Acıyor ama insan acıyla yaşamaya alışıyor diyorlar.